Akut: Hızlı gelişen anlamında; yani kısa sürede ortaya çıkıp kısa sürede tedavisi başlanması gereken bir hastalık. Bir diğeri kronik: Yani zamanla ortaya çıkan ve yavaş yavaş ilerlediği için ortaya daha az gürültülü çıkar gibi bir şey.
Akut löseminin iki türü var. Lenfoblastik olan lenfoblastik olmayan. Biraz teknik terim bunlar. Ama bu satırlara kadar geldiğinize göre bu konuyla ilgilenmeniz gereken bir durum var. Akut lenfoblastik lösemi (yani kısaca ALL diyeceğim) kandaki lenfositlerden köken alıyor. Lenfositler aşı cevabı, virüslerle savaş birbirlerine bilgi transferi, öğretme gibi fonksiyonlarla donanmış bağışıklık hücreleri. Birçok çeşidi var. Ama ana gruba ayırmak gerekirse B tipi, T tipi. Bir de Akut myeloid lösemi yani AML var. AML de ki hücreler bakterilerle ve pamukçuk gibi mantarlarla mücadele eden hücreler. Bir kısmı kırmızı kan bir kısmı da pıhtılaşmayı sağlayan trombosit adlı pulcukları üreten hücreler. Yani AML grubu daha çeşitli. Başka tipler de var ama sizi şu an ilgilendirmiyor.. Bu hücreler acemi bir çıraktan ustaya kadar gelişirken üzerlerinde üniformaları var. Bunlara tıpta CD (Cluster of Differentiation) deniyor. Başlangıçta hepsi birer kök hücreden gelişiyor. Bu kök hücre bir kenarda dururken hadi artık zamanın geldi diye bir emir gelince farklılaşıp bir yola girer ve sonunda kanın veya bir organın hücresi olur. Daha sonra da o hücre ölünceye kadar değişikliğe uğramadan vazifesini yapacak. (Biz de bir kök hücreden doğduk değil mi? Anne ve babadan aldığımız yarımşar yumurtayız.) İşte bu emiri veren de alan da gen adını verdiğimiz bir dizi bilgisayar programına benzer diziler. Bu diziler insanda otuz küsür bin çeşit. Anne karnında çoğalırken bir hata olursa (O nedenle hamilelikte röntgen, vitaminler, sigara gibi zararlılar ve enfeksiyonlar önemli) o bozuk hücre hemen farkedilmiyor. Bozuk hücreler ya vücut tarafından ilerde yok ediliyor, ya da ileri yaşlarda bir enfeksiyon gibi sorun nedeniyle huy değiştiriyor. Aslında bu sonradan ortaya çıkan geni bozuk hücrelere biz kanser diyoruz. Bunlar “ölüm emirini duymayan” ve gereksiz yere hiç bir iş yapmadan çoğalan ve diğer hücrelerin canına okuyan onların enerjilerini yiyip bitiren ve hiç bir işe yaramadıkları gibi işe yarayan hücreleri de engelleyen hücreler. Gereksiz bir biçimde çoğalınca hangi organın hücresiyse o organın kanseri ortaya çıkıyor. İşte kemik iliğinin bu şekilde kanserine de lösemi diyoruz. Aslında tıpta çocuklarda kanser sözcüğü kullanılmaz. Solid tümör denir. Kemik iliği kanserine de lösemi denir. Medyada duyduğunuz ilik kanseri terimi yanlış bir terim yani.
Dönelim konumuza; AML ve ALL. Bugün ikisi de kemoterapi ile tedavi edilebiliyor. Teknoloji o kadar ilerledi ki artık bu hücrelerdeki genetik kodlardaki bozukluk tespit ediliyor ve hangi löseminin kemoterapi ile iyileşeceğine hangi löseminin daha sonra tekrarlama riskine varıncaya kadar bilgi sahibiyiz. Kemoterapi ile iyileşme ihtimali düşük olan tiplere yüksek riskli deniyor ve onlarda da daha ileri tedaviler gündeme geliyor. Yani kemik iliği nakli ve hedefe yönelik tedaviler. Bu tedavilerden başka bir yazıda bahsedeceğim.
Bu hastalık 25bin çocukta bir rastlansa da benim her yıl teşhis koyduğum 30 ALL, 5-10 AML, 2-3 çocuk ta da KML olgusu var. Yani Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde başlayan uzmanlık sürecimde yaklaşık 44 yıldır lösemilerle ilgilendiğimi düşünürsek oldukça yüksek bir rakam. Tabi ki bunları ben tek başıma tedavi etmedim. Bir ekip işi. En acemi çırak olarak başladığım bu yolda hocalık noktasına geldikten sonra emekli olmaya karar verip bu yolda en ileri tedaviler olan kemik iliği nakli (ve ileride CarT cell ) tedavilerini de koltuğumun altına alıp bilgimi ve tecrübemi emeklilikle harcamak istemediğim için İstanbulun ilk nakil merkezleeinden birisinin kurucusu Dr Ömer Doğru ile yolumu birleştirdim. Dr Ömer Doğru daha sonra Marmara Üniversitesi Tıp fakültesinin Çocuk Kemik İliği Nakli servisini kurdu. Yani bu onun kurduğu 3. kemik iliği nakli merkezi.
Bize her imkanı açarak yeni ufuklar ve yeni planlar yapmamı sağlayan, çocuk asistanlığına başlarken kıdemlim olan ve bir çok yoğun nöbet ve çalışma günlerinin anısını paylaştığım yine Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin yetiştirdiği Çocuk Nöroloğu ve aynı zamanda Çocuk Genetikçi Prof Dr Adnan Yükselin kurduğu ve rektörü olduğu Biruni Üniversite Hastanesinde 2024 yılının eylül ayından itibaren hızlı bir tempoyla başladım. Artık 10 yataklı modern bir kemik iliği nakli merkezim ve 22 yataklı bir pediatrik Hematoloji-Onkoloji Servisimiz var.
İşte bu yoğunlukta yazılarıma ara verdim. Çünkü aynı anda pekçok şeyi yapmam gerekiyordu ve gün 24 saat yetmiyordu.
Artık fırsat buldukça sizlere buradan ulaşmaya çalışacağım.
